3 Nisan 2013 Çarşamba

İŞL 302U-ÖRGÜT KURAMI DERS NOTLARI


1. Ünite – ÖRGÜT KURAMLARINA GİRİŞ

Örgüt: Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulan belli bir yapıya ve devamlılığa sahip sosyal bir ilişki biçimidir. Okullar, hastaneler, ordu itfaiye, dernekler, cemaatler, mafya veya terör örgütleri örgütlere örnek gösterilebilir.
Kuram (Teori): Belli bir olguyu, olgu kümesini ya da durumu, bağıntı ve ilişlikleriyle açıklamaya çalışan kavramsal sistem; bilgiyi düzenleyerek ve basitleştirerek karmaşık sosyal dünyayı daha anlaşılır hâle getiren, birbiriyle bağlantılı düşlünceler sistemidir.
Örgüt Kuramı: Örgütlerin faaliyetlerini sürdürürken çeşitli çevresel faktörlerle olan ilişkilerini nasıl kurguladıklarını ve yönettiklerini açıklamak üzere geliştirilmiş önermeler bütününden oluşan araştırma alanıdır.
 Örgüt Kuramının ilgi Alanı
 Örgütsel Davranış: Örgüt araştırmalarında analiz birimi olarak çalışanların örgütler içerisindeki davranışlarını inceleme konusu yapan sosyal bilimdir.
Örgüt Kuramları: Örgüt araştırmalarında analiz birimi olarak tek tek veya toplu hâlde örgütlerin davranışlarını inceleme konusu yapan sosyal bilim dalıdır.
ÖRGÜT KURAMLARININ DOĞUŞU VE TARİHSEL GELİŞİMİ
Örgüt kuramı alanının doğuşu ve gelişimi dört evrede incelenebilir.
•1.Evre (1800’lerin sonlarından 1950’lerin Başına kadar )
• 2. Evre (1950’lerin Başından 1970’lerin sonuna kadar) Örgüt kuramının bir çalışma alanı olarak belirginleşmesi ve Koşul Bağımlılık Kuramı etrafındaki geçici uzlaşma gerçekleşmiştir.
• 3. Evre (1970’lerin sonundan 1990’ların sonuna kadar): Örgüt kuramlarında çeşitlenme gerçekleşmiştir.
• 4. Evre (1990’ların sonundan günümüze kadar): Çeşitlenmeyle birlikte bütünleştirme çabalarının artışı görülmüştür.
Örgüt - Çevre Tartışmaları
Örgüt-çevre tartışmalarının temelini sosyal bilimlerin en temel tartışmalarından birisi olan aktör-yapı tartışması oluşturmaktadır.
Aktör: Belli amaçlarla eylemde bulunan bireyler veya örgütlerdir.

Yapı: Belli bir biçime ve düzene sahip toplumsal davranıl örüntüleridir.
Aktör-yapı tartışmasının temelinde doğa-yetiştirme tartışmasının yattığı iddia edilmektedir Sosyolojide yorumlamacı yaklaşım aktörlerin etkisini öne çıkaran iradeci yaklaşımlara örnek teşkil ederken, çevrenin aktörler üzerindeki sınırlandırıcı etkisini vurgulayan belirlenimci yaklaşım yapısalcı ve işlevselci sosyolojide baskın olan yaklaşımdır.
Bu çalışmaların en önemlisi Giddens’ in (1984) yapılanma yaklaşımıdır.
Yapılanma yaklaşımı: eylemlerin farklı çevresel yapı unsurlarının aktörlerce bir araya getirilerek yorumlanması sonucunda ortaya çıktığını, bu eylemlerin yeni yapılar oluşturduğunu, oluşan yeni yapıların ise aktörlerin eylemlerini sınırlayan değil daha başka yeni yapılar inşa edilmesini mümkün kılan çevresel unsurlar olduğunu varsaymaktadır.
Paradigma Tartışmaları
 Paradigma: Bir bilimsel ve meta fiziksel inançlar kümesinin oluşturduğu, içinde bilimsel kuramların test edilebildiği değerlendirilebildiği ve eğer gerekirse yenilenebildiği kuramsal bir çerçevedir.
Paradigma tartışmaları genellikle araştırmacıların benimsedikleri ontolojik ve Epistemoloji tutumlardaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır.
Ontoloji: Varlık ya da varoluşa ile bunların temel kategorilerini araştıran, gerçekliğin yapısını ve doğasını açıklamaya çalışan felsefî disiplin Ontolojik açıdan birbirine zıt iki farklı tutum bulunmaktadır:
  • Gerçekçilik: insandan bağımsız, keşfedilebilecek ama değiştirilemeyecek bir gerçeklik olduğunu varsayan yaklaşımdır.
  • Nominalizm: insandan bağımsız bir gerçek olmadığını, insan neyi gerçek olarak kabul ederse onun gerçek olduğunu varsayan yaklaşımdır.
Gerçekçilik ve nominalizmin arasını bulmaya çalışan bir yaklaşım ise etkileşimciliktir.
Etkileşimcilik: Gerçekliğin insanlar taraşından sosyal olarak inşa edildiğini, insandan insana değişebileceğini varsayan yaklaşım.
Epistemoloji, yani bilgi bilim ise “Bilgi nedir?” sorusuna cevap bulmaya çalışan bir felsefi disiplindir.
Pozitivizm: Doğa bilimleri yöntemlerinin sosyal bilimler için kullanılması; doğa bilimlerinin keşfettiği evrensel yasalarla paralellik gösteren toplumsal yasaları keşfetme yaklaşımıdır.



Anti-pozitivizm: Sosyal bilim araştırmalarında pozitivizmin doğa bilimi yöntemlerinin kullanılmasını reddeden, doğru bilginin ancak eylemin içindeki aktörler tarafından ortaya konabileceğini ve araştırmacının bakış açısına göre farklılaşabileceğini varsayan yaklaşımdır.
Bilimcilik-Yönetimcilik Tartışmaları
Yönetim bilimi bilimcilik ve yönetimcilik olarak adlandırılan iki kavram üzerinde şekillenmiştir
Bilimcilik: Doğa bilimleri yöntemlerinin tek gerçek bilgi kaynağı olduğunu savunan ve bu yöntemleri toplum bilimleri için de geçerli sayan görüştür. Buna göre, sosyal bilimlerin “gerçek bilim” olmasının tek yolu doğa bilimlerinin yöntemlerini kullanmaktır.
Yönetimcilik: Yönetim ve örgüt araştırmaları alanında üretilen bilginin daha çok yöneticilerin ihtiyaçlarına ve onların sorunlarını çözme amacına yönelik olması gerektiğini düşünen yaklaşımdır.
Yönetim Modası: işletmelerin belli dönemlerde faaliyetlerini yürütmede hep birlikte
benimsedikleri yönetim felsefesi veya örgütlenme biçimleri. Yönetim guruları tarafından ortaya atılan yönetim modaları bir dönem popüler olsalar da kısa süre sonra terk edilmeleriyle bilinirler

KARŞILAŞTIRMALI ÖRGÜT KURAMLARI
  • Analiz Düzeyleri Açısından Örgüt Kuramları
  • Örgüt-Çevre ilişkileri Açısından Örgüt Kuramları
  • Dayandıkları Paradigmalar Açısından Örgüt Kuramları
  • Araştırma Niyetleri Açısından Örgüt Kuramları
2. Ünite –KOŞUL BAĞIMLILIK KURAMI

KOŞUL-BAĞIMLILIK KURAMINA GiRiŞ
 Koşul-bağımlılık kuramı örgüt tasarımlarındaki ya da örgütlenme modellerindeki farklılıkları açıklayabilmek için geliştirilmiştir. Koşul-bağımlılık kuramının temel varsayımları:
        Örgütlenmenin, bir tane en iyi yolu yoktur.
        Her türlü örgütlenme aynı ölçüde etkili değildir.
        Örgütlenmenin en iyi yolu, örgütün ilişkili olduğu koşul-bağımlılık etmenlerine bağımlıdır.
KOŞUL-BAĞIMLILIK KURAMININ TEMEL KAVRAMLARI
Örgütteki kişiler arası ilişkilerin düzenlenen taraflarına örgütsel yapı denir.
v  Bürokratikleşme, örgütün idari işlerle ne derece uğraştığı,
v  Biçimselleşme, sosyal konumların ve sosyal konumlar arasındaki ilişkilerin, bu konumları işgal eden bireylerin kişisel özellik ve ilişkilerinden bağımsız olarak açıkça belirlenme ve tanımlanma derecesi,
v  Standartlaşma, örgütteki kişilerin kural ve yöntemlere bağlılığı,
v  Hiyerarşi, örgütteki çalışanların farklı derecelere göre sıralanması,
v  Merkezîleşme, karar alma yetkisinin hiyerarşinin üst basamaklarında toplanması;
v  Uzmanlaşma ya da bölümlendirme, örgütteki hangi rollerin hangi görevler, hangi görevlerin hangi iş birimleri ve hangi iş birimlerinin hangi bölümler altında yer alacağı ile ilgilidir.
Koşul-bağımlılık kuramında öne çıkan etmenlerden bir diğeri stratejidir.
Strateji: Temel ve uzun dönemli hedefleri belirleme, hedeflere ulaştıracak hareket şekillerini benimseme ve gerekli kaynakları tahsis etmedir.


Bu özet'ibu siteden alabilirsiniz...Her işin bir kolayı var...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder